Sklerotherapie Krampfadern Behandlung

Varis nedir ?

 

Hangi Varisler zararlıdır ? Hangileri estetik kaygısına yol açar ? Hepsini tedavi ettirmeliyim ?

Varis olarak da bildiğimiz toplardamarların göllenmesi ile karşılaştığımız klinik tablo genellikle o kadar yaygındır ki, aslında her iki kişiden birinde görülür diyebiliriz. Almanya ve İsviçre’de varikoz damarların dağılımı ve sıklığı üzerine nispeten yeni araştırmalara göre, yetişkinlerin %50’sinden fazlasında az ya da çok belirgin varisler saptanmıştır (Bonn ven çalışması, Basler çalışması). İncelenen hastaların %15’inde bulgular tıbbi tedaviye mutlak ihtiyacı olanlar şeklinde kabul edilmiştir, hastaların %6’sında ciddi cilt değişiklikleri bulgusu ve %1’inde ise venöz bacak ülseri saptanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalarına göre damar hastalıkları arasında en sık görüleni olarak telaffuz edilmektedir. Başlangıç seviyesindeki varisler (toplardamar hastalıkları) tespit edilmezse ve diğer risk faktörleri ortaya çıkmaya başlarsa, varis hastalığı durdurulamaz bir şekilde ilerler. Varisli damarları olan kişilerde derin ven trombozu ve pulmoner emboli riski artar. Bu nedenle muhakkak bir Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanının görmesi, takip etmesi gerekmektedir.

Toplar Damarlar yüksek performanslı damarlardır. İnsan venöz sistemi genel olarak büyük bir kan rezervuarına sahiptir, toplam kan hacminin yaklaşık %80’i burada bulunur ve bunun büyük bir kısmı bacak damarlarında bulunur. Venler de-oksijenize (kirli kan) kanın kalbe geri taşınmasını sağlarlar. Bacaklardaki damarlar statik yük altında (örneğin ayakta dururken ve otururken) ciddi bir iş yükü altındadır, çünkü burada kan akışı yerçekimine karşı yönlendirilir. Yerçekimine karşı venöz kan akışını sağlamak için çeşitli sistemler birlikte çalışır: venöz kapakçıklar yüzeyel ve derin venöz sistemlerde bulunur. “Kapak (Valf)” mekanizmaları kanın geri kaçmasını önler. Sağ Kalp, sürekli pompa-emme gücü ile ana toplar damarlar üzerinde bir “emme” etkisi oluşturarak başka bir önemli rol üstlenir. Bu nedenle sağ kalp yetmezliğinde venöz dolaşım daha da bozulur ve varisler artar. Son olarak baldır kas pompası denilen konu ise ; alt bacak kasları hareket ederken (örneğin yürürken, koşarken, spor vb.) vücuttaki derin damarları sıkıştırarak, kalbe kan dönüşünü desteklemesidir.

Derin bacak venleri gözle görülmez, Doppler veya Ultrason yöntemleri ile muayene edilir. Derin venlerde toplanacak kan pıhtısı, kalbe emboli (genellikle Akciğer) atarak, hayati tehlikeye maruz bırakacak sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle varis tedavilerinden önce muhakkak derin ven muayenesi gerekmektedir.

Varis Oluşma Nedenleri Nelerdir ?

Varis ilk bakışta masum bir hastalık gibi görünse de iler dönemde olası komplikasyonlar hayatı tehdit edebilecek duruma dönüşmektedir. Bu nedenle erken tedavi oldukça önemlidir.

Varisli damarların klinik tablosunun gelişimi çeşitli faktörler tarafından meydana gelmektedir. Varis gelişimi için en önemli risk faktörü, “yatkınlık” dediğimiz kalıtsal olarak geçen zayıf bağ dokusu ve damar duvarı zayıflığıdır. Hamilelik, hormonların etkisi (tablet kullanımı), sürekli ayakta durma/oturma, obezite ve hareketsizlik olumsuz yönde etkiler. Hamilelik sırasında kan hacminin yaklaşık %15-20 oranında artması, venöz sistemde önemli bir geçici ek hacim yüklenmesine neden olur, karın içi basıncın artışı büyük toplar damarlara baskı yapar ve bu da özellikle bacaklardaki toplardamarların içindeki kan akımının kalbe doğru akışını zorlar. Genel bir egzersiz eksikliği, kanın kalbe dönüş akışının iyileştirilmesi için önemli olan baldır-kas pompasının daha az aktivasyonuna yol açar. Sürekli Ayakta durma ve oturma damarlar için çok streslidir ve zaten varisli damarlar varsa elverişsizdir. Kadınlarda varislerin daha sık görülme sıklığı, hamilelik sırasında venöz sistem üzerindeki ek stres ve hormonların etkisinden kaynaklanır.

Varisli damarlar genellikle staza bağlı olarak, toplardamar içindeki minik kapakların hasarın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Kan daha sonra toplardamarlardaki basıncın artmasıyla vena saphena magna veya parvada toplanır ve sonuç olarak, daha uzun bir süre boyunca trunkal damarlar boyunca diğer venöz kapakçıklarda hasar oluşur. Bu bulguya venöz yetmezliği adı verilir. Bir yandan örümcek damarlar ve aynı zamanda gözle görülür şekilde artan damar lekeleri (retiküler varis) oluşmaya başlar. Hastalık daha uzun bir süre devam ederse, gerçek varisli damarlar gelişir (genellikle alt bacağın iç kısmında ve arkasında görülen, görünür, kıvrımlı ve genişlemiş deri altı damarlar. Hastalık ilerledikçe, etkilenen bacak şişme eğilimi gösterir, ciltte kaşıntı ile cildin kızarması (egzama) şeklinde cilt değişiklikleri ve açık bacağa kadar ciltte pigment birikintileri/kahverengi renk değişikliği (stasis dermatoz) oluşur, (Varisli damarlarda/varisli damarlarda biriken kan, bağlayıcı damarlar (perforan damarlar) yoluyla derin venöz sisteme aktığından dolayı, burada da ciddi yetmezliğe sebep olabilir ve olası komplikasyonların türü de artabilmektedir. Varisli damarların ciddi komplikasyonları, derin damar sistemine yayılma tehdidi ve derin ven trombozu ve pulmoner emboli gelişme riski olan yüzeysel damar iltihabıdır (tromboflebit). Tıkanmış damarların olduğu bölgede (özellikle alt bacakta) cilt yaralanırsa varis kanaması riski hafife alınmamalıdır. Varisli damarların durumu tedavi edilmeden ne kadar uzun süre kalırsa, hasarlı damar bölümlerinde o kadar venöz yüksek basınç oluşur. Bu nedenle erken tedaviye başlanmalıdır.

Varis Belirti Ve Bulguları Nelerdir?

Varisleri olan hastalarda şikayetler özellikle bacakların baldır bölgesinde gün içerisinde dolgunluk ve ağırlık hissi ile başlayarak günün ilerleyen saatlerinde şişlik ve ağrı ile ortaya çıkmaktadır.

Geceleri kramp girmesi ve ayaklarda sıcaklık artması yanma gibi yakınmaları oluşmaktadır. Hastalar soğuk su ile duş aldıklarında rahatladıklarını ifade etmektedirler. İlerlemiş varislerde bu yakınmalar ile beraber ciltte kaşıntı, renk değişikliği ortaya çıkabilmektedir. Bu gibi şikayetleri olan hastalara öncelikle bir Kalp Damar Cerrahisi doktoru tarafından görülmeli ve muayene edilmelidir.

Varis Tanısı Nasıl Konulur?

 

Varis tanısında öncelikle hasta ile mevcut şikayetlerinin değerlendirilmesi önemlidir, bu anamnez kısmında yakınmaların varis kaynaklı olup olmadığını değerlendirmiş oluruz. Beraberinde hastanın tıbbi öyküsü, daha öncesinde varislerle ilgili bir tedavi görüp görmediği, toplardamar pıhtılaşması olup olmadığı, pıhtı oluştu ise pıhtıya yatkınlık yaratan bir risk faktörü var ise onlar konuşulur. Anamnez kısmını tamamladıktan sonra fiziksel muayene kısmına geçilir. Fiziksel muayene varis hastalarında ayakta iken yapılmalıdır. Hasta ayakta iken cilt yüzeyinde oluşmuş varisler kılcal damar boyutundan ilerlemiş kalınlaşmış kısmına kadar tümü değerlendirilir. Aynı zamanda oluşmuş ise olan renk değişiklikleri, ödem varis yaraları, daha önceki operasyon izleri değerlendirilmiş olur.

Bu değerlendirmeler sonrasında hasta ayakta iken bacak toplardamar ultrasonografi tetkiki yapılmalıdır. Yani tıbbi adı alt ekstremitede venöz doppler ultrasonografi tetkiktir. Ultrasonografi tetkiki birçok merkezde radyoloji uzmanı tarafından yapılmaktadır. Kliniğimizde doppler ultrasonografi (renkli doppler ultrasonografi) tetkiki Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanımız Op. Dr. Cemal ASLAN tarafından yapılmaktadır. Bacak toplardamarlarının ultrasonografi incelemesi, noninvaziv ve ağrısız bir tanı yöntemidir. Hastaya sağlık açısından herhangi bir zararlı etkisi yoktur. Toplardamarlardaki kan akışını, ayrıca olası pıhtı ve tıkanıklıkları değerlendirmeye yarar. Doppler ultrasonografi tetkikinin anemnez ve fiziksel muayeneyi yapan doktor tarafından yapılmasının birçok önemi vardır, hastanın ayrıntılı bir şekilde anatomisi konusunda bilgi sahibi olunacaktır. Tedavi önceliği ve nasıl bir teknikle hastaya özel tedavi yapılmasının kararını vermek için çok önemlidir. Bu şekilde hastanın tedavi sürecini bir bütünlük içerisinde götürmeyi sağlayacaktır. Varis tanısını tespit edildikten sonra aynı gün tedavisi başlanacak hasta için ciddi bir zaman tasarrufu sağlanmış olacaktır.

Varis Oluşumunda Risk Faktörleri Nelerdir?

Varis oluşumunda birkaç risk faktörü etkili olabilir. Bu faktörler şunlardır:

  • Genetik Yatkınlık: Ailenizde varis geçmişi varsa, genetik yatkınlık nedeniyle varis riskiniz artabilir.
  • Cinsiyet: Kadınlar genellikle erkeklere göre daha fazla varise sahiptir. Hamilelik, menopoz gibi hormonal değişiklikler varis oluşumunda etkili olabilir.
  • Yaş: Yaş ilerledikçe damarlar elastikiyetini kaybedebilir ve varis riski artabilir.
  • Hamilelik: Gebelik döneminde, rahim büyüdükçe bacaklara daha fazla baskı uygulanabilir. Bu da damarların genişlemesine ve varis oluşumuna neden olabilir.
  • Obezite: Aşırı kilolu olmak, bacaklardaki damarlara ekstra baskı yapabilir ve varis riskini artırabilir.
  • Uzun Süre Ayakta Durma veya Oturma: Ayakta uzun süre durmak veya uzun süre oturmak, bacaklardaki kan dolaşımını etkileyebilir ve varis oluşumunu destekleyebilir.
  • Hareketsiz Yaşam Tarzı: Düzenli egzersiz yapmamak, kan dolaşımını düzenli bir şekilde sürdürmeyi zorlaştırabilir ve varis riskini artırabilir.
  • Sigara İçmek: Sigara içmek, kan damarlarını daraltabilir ve dolaşım sistemini etkileyebilir, bu da varis oluşumunu artırabilir.
  • Önceki Damar Sorunları: Daha önce damar sorunları yaşamış olmak, varis riskini artırabilir.
  • Hormonal Değişiklikler: Hormonal ilaçlar, doğum kontrol hapları gibi hormon içeren maddeler varis oluşumunu etkileyebilir.

Bu faktörlerin bir kombinasyonu, varis oluşumunu etkileyebilir. Ancak, bu risk faktörlerine rağmen, sağlıklı bir yaşam tarzı ve belirli önlemler alarak varis riskini azaltmak mümkündür.

Varis Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Varis tedavisi, semptomları hafifletmeyi, varislerin görünümünü azaltmayı ve komplikasyonları önlemeyi amaçlayan çeşitli yöntemleri içerebilir. Tedavi seçenekleri, varislerin şiddetine, semptomlara ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değişebilir. Günümüzde kullanılan varis tedavi yöntemleri şu şekildedir:

Lazer Tedavisi (Ekzovenöz Lazer Ablasyon): Lazer tedavisi, varisli damarı kapatmayı amaçlayan bir minimal invaziv prosedürdür. Lazer enerjisi, damarın iç yüzeyini ısıtarak kapatır.

Radyofrekans Ablasyon: Bu prosedürde, radyofrekans enerjisi kullanılarak varisli damarın iç yüzeyi ısıtılır ve kapatılır.

Skleroterapi: Bu yöntemde, özel bir madde enjekte edilerek varisli damar iç yüzeyini tahrip eder. Damarlar daha sonra vücut tarafından emilir.

Köpük Tedavisi: Bu yöntemde, özel bir sklerozan maddenin köpük halinde enjekte edilmesini içerir. Köpük, varisli damarın iç yüzeyini tahrip eder.

Cerrahi Girişimler: Ağır varis durumlarında veya diğer tedavilere yanıt vermeyen durumlarda cerrahi müdahaleler düşünülebilir. Cerrahi seçenekler arasında venektomi (varisli damarı çıkarma) ve flebektomi (küçük varisli damarların çıkarılması) bulunabilir.

Lazer Tedavisi Nedir?

 

Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA), varis tedavisi için kullanılan bir minimal invaziv cerrahi yöntemdir. Bu yöntemde lazer enerjisi, varisli damarın iç yüzeyini ısıtarak ve kapatarak tedavi gerçekleştirilir. EVLA, genellikle daha büyük ve derin venlerin tedavisi için uygundur ve hastaların ameliyat sonrası iyileşme sürecini kısaltabilir.

EVLA sırasında, bir lazer fiberi ince bir kateter içine yerleştirilir ve bu kateter, genellikle cilt yoluyla ven içine yönlendirilir. Lazer enerjisi, venin iç yüzeyini tahrip ederek damarı kapatır. Bu işlem, kanın sağlıklı damarlara yönlendirilmesini sağlar. Bu yöntem genellikle büyük safen venlerin tedavisi için kullanılır. Bu venlerin genişlemesi ve işlev bozukluğu, alt ekstremitelerdeki varislerin oluşumuna katkıda bulunabilir. Tedavi genellikle lokal anestezi altında yapılır. Hasta, tedavi bölgesini hissetmeyecek şekilde uyuşturulur. 

Geleneksel cerrahi yöntemlere kıyasla daha hızlı bir iyileşme sürecine sahiptir. Hasta genellikle aynı gün içinde evine dönebilir. İyileşme süreci kişiden kişiye değişebilir, ancak genellikle birkaç gün içinde normal aktivitelere dönülebilir.

Avantajları arasında minimal invaziv olması, genel anesteziye ihtiyaç duyulmaması, daha az ağrı ve hızlı iyileşme süreci bulunmaktadır. Ayrıca, cerrahi izler olmaz çünkü işlem cilt dışından gerçekleştirilir.

Her cerrahi işlemde olduğu gibi, EVLA da potansiyel komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar arasında enfeksiyon, damar duvarında delinme, kanama veya sinir hasarı bulunabilir. Ancak, bu tür komplikasyonlar genellikle nadirdir.

Skleroterapi ve Köpük Tedavisi Nedir?

 

Birçok kimseyi rahatsız eden bacaklardaki “örümcek ağı” tarzındaki cilt altı venleri (toplar damar) günümüzde modern tedaviler ile dakikalar içerisinde tedavi edilebilir. Bu damarların genellikle hastalara pek zararı yoktur, ancak kozmetik olarak insanları oldukça rahatsız eder. Bazı daha kalın çaplı varisler ise ağrı yapabilmektedir. Skleroterapi ile bu tarzdaki örümcek damarlar ve cilt altı varisleri nazik dokunuşlar ile ve iz bırakmadan giderilebilir.

Skleroterapi tedavisinde sıvı ve köpük skleroterapisi olmak üzere iki yöntem mevcuttur. Hangi tedavi yönteminin kullanılacağı doktor tarafından muayene esnasında belirlenir. Mevcut “örümcek damarların” boyutu ve konumu tercih edilecek yöntem  için belirleyici faktördür. Çapları daha büyük olan damarlar  köpük tedavisi ile yok edilebilmektedir. Birçok hasta bu tedaviler sonrası, ağrılarının geçtiğini söylemektedir.

Skleroterapi ve Köpük Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Her iki skleroterapi yönteminde de prensip aynıdır: hastalıklı damarlara milimetrik ince iğnelerle girilir ve ardından “intima” olarak adlandırılan iç damar duvarını tahriş eden bir sklerozan sıvı madde enjekte edilir. Tedavi edilen damarlar içeriden birbirine yapışır, kapanır ve birkaç hafta içinde vücut tarafından yok edilirler.

Skleroterapi ve Köpük Tedavisi Kimlere Önerilir?

Skleroterapi ve köpük tedavisi, genellikle küçük ve orta boyutlu varisli damarların tedavisi için önerilen etkili yöntemlerdir. Bu tedaviler genellikle kozmetik amaçlı uygulanan, minimal invaziv prosedürlerdir. Skleroterapi ve köpük tedavisi genellikle aşağıdaki durumlarda önerilir:

  • İnce ve Orta Boy Varisler: Skleroterapi ve köpük tedavisi, genellikle ince ve orta boyutlu varisli damarların tedavisi için önerilir. Bu yöntemler, genellikle 3 mm’den küçük çapta olan damarları hedefler.
  • Kozmetik Amaçlı Tedavi: Skleroterapi ve köpük tedavisi, varisli damarların estetik görünümünü iyileştirmek amacıyla tercih edilen tedavi seçenekleridir. Özellikle bacaklarda belirgin olan küçük mor ya da kırmızı renkteki damarlar için kullanılırlar.
  • Kronik Venöz Yetersizlik Belirtileri: Skleroterapi ve köpük tedavisi, kronik venöz yetersizlik nedeniyle ortaya çıkan semptomları hafifletmek için de kullanılabilir. Bu semptomlar arasında bacak ağrısı, şişlik ve halsizlik bulunabilir.
  • Hamilelik Sonrası Varisler: Gebelik sırasında veya sonrasında ortaya çıkan varisler, genellikle ince damarlar şeklinde görülür. Bu durumda, skleroterapi ve köpük tedavisi hamilelik sonrası varisleri tedavi etmek için önerilebilir.
  • Varisli Damarların Ağrı veya Rahatsızlık Yaratması: Varisli damarlar nedeniyle ağrı, rahatsızlık veya diğer semptomlar yaşayan bireylerde, skleroterapi ve köpük tedavisi düşünülebilir.
  • Cerrahiye Uygun Olmayan Hastalar: Skleroterapi ve köpük tedavisi, cerrahi girişimlere uygun olmayan veya cerrahiye tercih eden hastalar için bir seçenek olabilir.

Skleroterapi Tedavisi Sonrası Neler Yapılmalıdır?

Skleroterapi tedavisi sonrasında, belirli yönergeleri takip etmek önemlidir. Bu yönergeler, iyileşmeyi hızlandırmaya ve olası komplikasyonları önlemeye yardımcı olabilir. Skleroterapi tedavisi sonrasında dikkate edilmesi gereken bazı genel hususlar şu şekildedir:

  • Kompresyon Çorapları Kullanımı: Tedavi sonrasında doktorunuz size kompresyon çorapları kullanmanızı önerebilir. Bu çoraplar, kan dolaşımını artırmaya yardımcı olabilir ve şişliği azaltabilir.
  • Hafif Egzersizler Yapma: Yürüyüş gibi hafif egzersizler, kan dolaşımını artırabilir ve iyileşmeyi destekleyebilir. Ancak, ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır.
  • Soğuk Uygulama: Tedavi bölgesindeki şişliği azaltmak için, soğuk uygulama yapılabilir. İlk 48 saat boyunca buz torbası veya soğuk kompres kullanılabilir.
  • İlaç Kullanımı: Doktorunuzun önerdiği ağrı kesici veya antienflamatuar ilaçları kullanabilirsiniz. Ancak, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlardan kaçınılmalıdır.
  • Yüksek Ayak Pozisyonu: Bacakları kalp seviyesinin üzerinde tutmak, şişliği azaltmaya yardımcı olabilir. Dinlenirken veya yatarken bacakları desteklemek önemlidir.
  • Sıcak Banyo ve Sauna Kullanılmaması: Sıcak banyo veya saunadan kaçınılmalıdır, çünkü bu durum damarları genişletebilir ve kanamaya neden olabilir.
  • Ağrı ve Kızarıklık İzleme: Tedavi sonrasında hafif ağrı, kızarıklık, morarma gibi reaksiyonlar normaldir. Ancak, şiddetli ağrı, aşırı şişlik veya başka sorunlar yaşanıyorsa hemen doktorunuza başvurmalısınız.
  • Doktor Kontrolleri: Tedavi sonrasında planlanmış doktor kontrollerine düzenli olarak katılmalısınız. Bu kontroller, tedavinin etkinliğini değerlendirmek ve olası komplikasyonları tespit etmek için önemlidir.

Skleroterapi Tedavisi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?

Skleroterapi tedavisi sonrasında, bacaklarda hafif ağrı, yanma hissi, şişlik ve kızarıklık gibi hafif yan etkiler görülebilir. Bu reaksiyonlar genellikle hemen tedavi sonrasında ortaya çıkar.

İlk birkaç gün içinde, tedavi bölgesinde morarma ve koyu renkli lekeler görülebilir. Bu normal bir reaksiyondur ve zamanla iyileşir. Ayrıca, doktorunuzun önerdiği kompresyon çoraplarını kullanmak, şişliği azaltmaya yardımcı olabilir.

İlk hafta içinde, tedavi edilen damarlardaki sklerozan maddenin etkisiyle damarlar kapatılır ve zamanla emilir. Bu süreç içinde bacaklar hafif şiş veya hassas olabilir.

İlk ay içinde, tedavi edilen varisli damarların görünümünde belirgin bir iyileşme olabilir. Ancak, tam iyileşme süreci birkaç hafta ila birkaç ay sürebilir.

Tedavi sonrasındaki uzun vadeli iyileşme süreci, kişinin genel sağlık durumuna, tedavi edilen varislerin büyüklüğüne ve sayısına bağlıdır. Bazı kişiler için tek bir seansta istenen sonuçlar elde edilebilirken, diğerleri için birden fazla seans gerekebilir.

Tedavi sonrasında, doktorunuzun önerilerine uygun olarak kompresyon çorapları kullanmaya devam etmek, düzenli olarak takip kontrollerine gitmek ve sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek önemlidir. Egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve aşırı kilodan kaçınmak, iyileşme sürecini destekleyebilir.

Varis Tedavisi Sonrası İleriye Dönük Sonuçlar Nelerdir?

Varis tedavisi sonrasındaki olası sonuçlar şu şekildedir:

  • Semptomlarda İyileşme
  • Estetik Görünümde İyileşme
  • Komplikasyonların Önlenmesi
  • Tekrarlama Olasılığı
  • Yaşam Kalitesinde Artış